BİNBİRUMUT
   
 
  SEVGİ

gecenin bir yarısında, yine bağdaş kurmuş oturuyorsun kançanağı gözlerime...!

bu gece, yüreğime aralıksız batan sözlerinin acısıyla öfkenin kuşatmasında yazıyorum sahipsiz kırılganlıklarımı...beni dinle/me...!
ne öncesini, ne de söyleyeceklerimi, bu defa dinle/me...!
sana doğru attığım her adımda, üstüme yıkılan duvarın altında kalmaktan (ç)atışma içinde geçen dakikaların, gece boyu sinirini taşımaktan yoruldu ruhum... oysa bu değildi içimde başlattığım seni kazanma savaşının sonu... böyle olmamalıydı... ümitleri tükenmeye yüz tutmuş ses boğumlarından çıkamıyor nefesim... İnadına zorluyorum onca haykırılmış sözlerin sonrasında tenimi... oysa özgürlük vaad etmiştim sana, kendimi atarak zındanlara... zaman kıskaçlarını açmış yengeç gibi gelirken üstüme üstüme kekremsi bir rüyanın yorgun tadını yutkunuyorum, buruşturarak yüzümü... sessizliğin çığlıklarına düştüm... ne yana baksam sen bakıyorsun kirpiklerimin penceresinden... şimdi hangi kuytunda susar avazım...yoruldum, hiçbir hikayenin kahramanı olamayacak kadar uykum var... başımı koyduğum yastıkta, yokluğundan olma koca boşluklara düşüyorum hızla... gecenin yarısında, yine bağdaş kurmuş oturuyorsun kançanağı gözlerime... kapak resminde idam ilmeği olan, yeşilimsi bir kitabın hüzün sarısı sayfalarında arıyorum yankısı (ç)alınmış sesimi... öykünüp ustama ``sus(may)acak var`` diyorum, yakılmış sesimle... sussam içimde (k)anarım seni... yine de sargısı boldur yaralarımın... uzak şehir özlemleri sürtse de bedenimi, inadına bekliyorum geleceğimi(zi)... dört duvarımda yankılanan tüm acılarımı ve küflenmiş alışkanlıklarımı tek hamlede infaz edeceğim o gün, bunu bil... yeter ki sen toplama valizini ve gitme, bırakinadına dağınık kalsın kızıl saçların… üzerine sinen ağırlıklarımla bu gece yarısı, çatkapı arala acılarımı döndür beni yaşam(ın)a... bak öl(m)üyorum işte... İçimdeki sevinçlerin senli sebeplerini desteliyorum yüreğimde... aşk’a beş kala sancılanıyorum yine, doğumsuz coğrafyalarda... yüreğimdeki amansız savaşın, tenimde açtığı yaraları görmezden gelme...kalbindeki sıcaklığa düşür beni..(d)üşüyorum...!

.......................................................................................................


onu çok özledim!!!!
.......................................................................................................


z / amansiz sus / ma ömrüm-------------------------------



 

 

bu birini, özleyen bilir ancak… hani saatlerdir, qünlerdir, aylardır: “asırlardır” göremediqini özlemek…. nasıl bir duyqudur? bilen bilir, çok özledim. yüreqimi acıtan bu özlem, asıl,  beynimin düşünebilen qri hücrelerinde başlıyor, sayılarınca, neredeyse sonsuz katlanarak, acımasızca “aklımı” kavurduqu yetmiyormuş qibi  qeliyor bir de yüreqime, yüreqimin ta içine çöreklenip oturuyor..  en çok da onu qörememek , qöremiyecek olmanın çaresizliqi… yokluqunun acısı , yokluqunun bedeli …


 

bu qüne kadar onu hiç qördüm mü ki  ben: qerçekten hiç qörmedim. yoksa qördüm mü? bekli de qördüm… bilmiyorum.. bu kadar özlemişken, qerçek nedir bilmiyorum artık…. özlem bir anda o insanı qözünüzün üstüne, yüreqinizin içine qetirip bırakır, şaşırırsınız. özlem acımıdır, talımı, belli deqil. bir yandan çok acı verir insana, ama aynı zamanda da kavuşma anlarını ve birlikte qeçirilen zamanları sihirli anlara dönüştürür. özledikçe birlikte qeçirilen zamanın deqeri artar bu zaman dünyadışı ve büyülü bir hal alır.qözünüzde özledikçe..kavuşunca hissedilen duyqu yoqunluqu artar.. İnsanın yüreqine çektikçe acıtan tırnaklarını batırır özlem, kendinizi qeri çekemezsiniz daha da çok batar içinize, ama ileriye doqruda qidemezsiniz, arada takılır kalırsınız.. öyle.. özlem İnsanın yüreqini alır, parçalara bölüp sonra tekrar birleştirir özlem…acımasızdır, can acıtır, kanatır, tütretir, aqlatır… qecenin kör saatlerinde çaresizce nefessiz bırakır…


 

onu çokiyi biliriz biz sevdiqinden  böylesine uzaklarda olanlar.. biz biliriz qecenin kucaqında aniden uyandıqımızda  yüreqimize saldıran sivri bıçaklarını, o acıyı özlem acıtır.. İşde yine o karanlık qecelerden bir tanesi. yine bilqisayarımın başındayım   her zaman yaptıqım qibi, “o”na ulaşabilmek için yine hep aynı sayfaya bakyorum... onu çok özledim......... ömrüm!!! 


...................................................................................................


   
 

 

hadi bana gel... inandır bana umutlu günlerin olduguna..koynunda uyumayı özledim..

hadi bana gel... sar yaralarımı.. nefesim kesiliyor.. öp beni..bukez öpücüklerin kessin nefesimi.. karanlıgım degil...

hadi bana gel... götür uzaklara... neresi oldugunun önemi yok... tut elimi gidelim yeter..

hadi bana gel... yoruldum.. rol yapamıyorum.. mutluymuşum gibi davranamıyorum... güçlüyüm de diyemiyorum..

çabalamaktan yoruldum.. birazda ben keyfini sürim istiyorum bu yaz akşamlarının..

hadi bana gel... mumlarımızı yakalım..tütsülerimizi yakalım.. en güzel kokularımızı sürelim.. doyasıya sevişmenin tadına varalım..

hadi bana gel.. en güzel şarkıları gözlerime bakarak söyle.. çok ihtiyacım var.. konuş benle.. sakın susma... sesine nefesine muhtacım..

hadi bana gel... sil gözyaşlarımı..ömrümsün de.. gözlerimsin de.. bitecek kabus de..

hadi bana gel... sarhoş olmanın tadını çıkaralım.. başımız dönene kadar içelim.. bukezde biz döndürelim dünyayı.. o bizi degil biz onu döndürelim..

hadi gel bana.. vazgeçmek üzereyim.. iyi hatıralarımı anımsamak güçleşiyor.. hafızam da en az kalbim kadar yorgun...

hadi gel bana.. ışıkları bir bir söndürelim.. yıldızlarımız çıksın...
onlar çıksın ki bana da nefes almak için bi neden çıksın...

hadİ ama...artik gel bana...






"-susmak aşkımın dilidir- diyen sevgili konuş şimdi, kelimelerine ihtiyacım var…"
parça tesirli sancılar düşüyor kalbime… düştükçe uçurum, sancıdıkça aşk…

 

ve aşklaştıkça kalp daha çok parçalanıyor hayat yaklaştıkça daha bir özlüyorum kabul ediyorum ,galibimsin ve ben her şeyini savaş alanında bırakan mağlup bir komutan gibiyim şimdilerde.. tüm zaferlerimi sende yitirmişim kör bir şahinin gözleriyle yol arıyorum kendime sana çıkmayacağını bildiğim yolları görmekten korkuyorum belki de kim bilir?.. çıkmaz sokaklarda kısır kalıyorum döngülere.. ve ben dönemezken kendime labirentlerinde kaybolmuşken, sağım sen, solum sen, yolum sen, yönüm sen olmuşken, senden gayrısına yok, yokluğuna râm olmuşken, susma ömrüm!...

yol kesil cehenneme...

keskin bir virajsın içimde bir türlü alamadığım.. ne zaman geçmeye kalksam senden, ya bir uçurum boşluğu, ya bir şarampol oluyor sonum.. uzanan elleri tutmuyorum.. yüreğime taktığın alyans tutuyor içimi, içini bırakmıyorum.. dul bir hasrete yâd/igar kalıyorum ötelerde yar dediğimi ağyar, yaban dediğimi yar sanıyorlar.. sancılanıyorum sessizliğine tam vakti; susturucu takılmışken yüreğime, haykıramazken, her kurşun içimi parçalarken, infilak ederken isyanlarım sensizliğe, ve akarken gözümden ırmak ırmak, susma ömrüm!...

ateş kesil cehenneme...


tüm piyonlarım tükendi. elimde bir şah… nereye koysam kendine mat çekiyor.. cemreler ihanet ediyor  adına, aslı hükümsüz.. kendini bile ısıtmıyor.. adım lâl kalıyor zemheri ayazlarına.. (d)üşüyorum..
muhaciri değilim gayrı bu arafın.. ne cennet kokabiliyorum, ne cehennem yanabiliyorum.. kendimsiz bir kent kuruyorum yokluğunun sokağına.. baykuşlara sakinlik yapıyor kentimin ıssızlığı… sesine parazit yapan bir sesle yıkılıyorum uğraşma aşk..! kaldıramazsın; kumdan kaleler gibi bir rüzgarlık değil, bir cümlelik yıkımlarım.. bilmem ki hangi rihter ölçer sarsıntılarımı.. artçı sellere verirken sitemimi, sana “sus”arken, ölüme “su”sarken, müptelâsıyken kahramanı bıçaklanmış masalların aşk için aşıkları ezip geçmişken, susma ömrüm!...

şehâdet getir cinnetime...

öznesi sen olan bir ömre verdim adını, ki ölüm yar olana kadar tek yâr dediğim ol diye.. sana geldim, ölüme yâr etme diye. susma diye çırpınışlarımın tek müsebbibisin.. biliyorum aldırmıyorsun.. dönmeyeyim istiyorsun sultanlığına ve aslında aşk’tan korkuyorsun.. zulmetin sırtımda yama olurken yar’alarıma.. hani olur da geldiğimde bir gün kapanacaksa yüzüme şehrinin kapıları, her lisanı lâl bırakan bakışlarım anlamını yitirecekse eğer ve el elini tutacaksa ellerin, elimde değil yanacağım o vakit gülüp geçeceksen yangınlarıma, sarmayacaksan, benimle kınanıp, benimle yanmayacaksan, cennetten kovulmayı göze almayacaksan, bir sözüne çölde vaha gibi susarken öyle umarsız susacaksan… sen de sus ömrüm!...

sus!..
sus ki, ölüm bana yâr,
ben ölüme yâr olayım…
sen toprak kesil cesedime…

 

 Media Playerde Dinle
BİRUMUT
 
Reklam
 
HAYAL DÜNYAMIZ
 
hayal..
GERÇEKLERLE YÜZLEŞMEK
 
gerçeklerle..
ARKANA BAKMADAN GİTTİN
 
arkana...
YENİ AŞKLAR
 
yeni bir aşka...
 
Bugün 1 ziyaretçi (11 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=
BİNBİRUMUT